Yumurta
Su birikintilerinin göbeğine basa basa yürüyordu. Ayağındaki lastik ayakkabılar rüzgarı bile kolaylıkla geçirebilir haldeydi. Üstündeki kazak hem ceket hem palto vazifesi görüyordu. Suratının kirinden, yüzündeki masum bakış anlaşılmıyordu. Ancak çok yakından bakan biri, küçük, siyah ve pırıl pırıl gözleri tanıyabilirdi. Karnının gürültüsü isyan bayrağı halini almıştı. İki gün önce yediği bayat simitleri çoktan dışarı atmıştı. Biraz serttiler ama kokusu hoştu onların. Caddenin sağına soluna bakmaya başladı. Bir gün önceki pazarın kalıntıları duruyordu. Sokak köpekleri birikintileri eşeleyip nafakalarını arıyordu. Kendisine nazaran daha şanslıydı onlar. Hayvan içgüdüsüyle ona dişlerini gösterip hırladılar.
Kar hızını arttırmıştı. Tipiyle birlikte iri tanecikler, içine süzülüyordu. Birden başından aşağı sıcak ve hafif bir şeyin döküldüğünü fark etti. Kafasını kaldırdı ve önünde bulunduğu apartmanın en üst katından yaşlı bir kadının kül boşalttığını gördü.
Ağzını açıp bir şeyler söylemek istedi, sesi çıkmadı. Rahmetli babasının vaktiyle ona verdiği öğütleri hatırladı, başını önüne eğdi. İçinden ‘Hemcinsini seveceksin’ diye diye yolun sağ tarafına geçti. Midesindeki burukluk son hadde varmıştı. Ne yapmalıydı, nasıl önüne geçmeliydi? Çaresizlik içinde başını iki yana doğru birkaç defa salladı. Ellerini, yanan karnına bastırıp bir iki dakika çömelip kaldı. Doğruldu, şimdi elleri midesinin üstünde idi.
…
İleride bir bakkal dükkanı gördü, kapısının önünde yumurta sandığı vardı. O tarafa doğru seğirtti. Üstleri hafif karla örtülmüş yumurtalara baka baka, on metre geçip, durdu. Çalmalıydı; evet çalmalıydı. Babasının sözleri geldi yine aklına: ‘Hırsızlık dünyanın en kötü işidir yavrum’. Durdu, kafasıyla midesinin mücadelesini dinledi. Gene olduğu yere çöktü, birkaç dakika öyle kaldı. Çalacaktı, mücadeleyi midesi kazanmıştı. Yolun iki tarafını incelemeye başladı. Tek tehlikeli yer bakkalın karşısındaki berber dükkanıydı. Adam tıraş sandalyesine oturmuş gazete okuyordu. Yavaşça sandığa sokulmaya başladı.
‘-Ah, pişmiş olsaydı’ diye mırıldandı. Kapıdan sonra durdu. Karşıki berbere baktı, sağa baktı, eğilip iki yumurta kaptı, koşmaya başladı. İki avucunda birer yumurta hızla uzaklaşırken arkasında ayak sesleri duydu. Beyaz bir önlük fark etti. Daha hızlı koşmak istedi fakat boş midenin götüremediği bacakları güçsüzdü. Ayağı bir taşa takıldı ve yüzükoyun yere düştü. O zaman ensesinden tutup ayağa kaldıranın berber olduğunu anladı. Adam, çocuğu ayağa kaldırmasıyla birlikte iki tokatla yere çaktı. Yüzü biraz önce kırılan yumurtaların üstüne geldi. Beline isabet eden tekmelere aldırmadan karların yumurtayla sararmış kısmını yalamaya çalıştı. Adam vura vura yoruldu ve küfürlü nasihatler ederek yanından ayrıldı.
…
Bitkin bir vaziyette doğruldu. Avuç içleri, diz kapakları ve burnu kanıyordu. Yüzünü kazağının koluna sildi. Bir evvelki gece kaldığı mescidin bahçesine gitmeye karar verdi. Yokuştan aşağıya kıvrıldı. Bir eli karnında, diğer eli belinde, burnundan kanlar süzülür halde uzun zaman yürüdü. Dizlerinin üstüne yıkıldı, öyle durdu. Mescidin bahçesine girdi. Duvarın aralığına sığındı. Ağlamaya başladı. Dua etmek istedi, öfkelendi. Yardım istercesine açılan elleri yumruk haline geldi. Üç gün sonra mescidin bahçesinde oynamaya gelen küçük çocuklar buldu. Eriyen karlar kirli yüzünü tertemiz yapmıştı. Gömleğinin yakasında yumurta kabukları kalmıştı. Morga götüren araca koyarken çok uğraştılar ama yumruk halindeki ellerini açmaya muvaffak olamadılar.
ÜNLÜ DEYİMLER
HOŞAFIN YAĞI KESİLDİ
Önüne gelenin-Saray hokkabazları dahil-doldurulduğu yeniçerilerin, her türlü bahanelerle ayaklandıkları dönem başlamıştır. İsyan için sudan sebepler aranmaktadır.
Hoşaf -Ya da komposto- birliklerde diğer yemeklerin dağıtıldığı kepçeyle verilmektedir. Bu da, üstte yağ tabakası oluşturmaktadır. Bunun hem damak zevki hem görüntü açısından iyi olmadığını Padişah İkinci Mahmut fark eder. Yemek ve hoşafın ayrı kepçelerle servis yapılmasını emreder. Ayaklanma için sebep arayan Yeniçeriler: ‘Vaay Devlet hoşafın yağını da kesti’ diyerek tekrar başkaldırırlar. Sonuçta, bu son meydan okumaları olur. Hükümdar yeni ve modern bir ordu kurup, ilk icraatını, Yeniçeri Ocağı’nı topa tutmak olarak belirler.
…
Bu deyim günümüzde ‘Kızgınlık, kırgınlık ve olay çıkarma’ anlamında kullanılır.
SEÇME SÖZLER
Hiç kimse geçmişini geri alacak kadar zengin değildir.
OSCAR WİLDE
Gençlerin aynada göremediklerini yaşlılar bir tıraşta görürler.
MEVLANA
Geçmişi hatırlamayanların kaderinde geçmişin tekrarı vardır.
GEORGE SANTANA
Geçmişini pişmanlıkla değil, mutlulukla hatırlayan kimse iki kere yaşıyor demektir.
MARTİAL
Burhan Ayeri





